Geçtiğimiz günlerde, talep ettiğimiz dava miktarının önemli bir kısmını davalı tarafın cevabi dilekçesinde kabul edip cüzi bir kısmı için ihtilafın devam ettiği davanın ön inceleme duruşmasına katıldım.

Davalı taraf vekili meslektaşım dosyaya gerekçelendirilmemiş bir mazeret dilekçesi sunmuş. Hakim mazereti kabul etmedi. Oysa ön inceleme duruşması olduğu için önce sulh önerecekti ki, biz de kabul edilen rakam açısından buna razı olacaktık. Usulüne uygun mazeret bildirilmiş olsa yine sulh için süre verilecekti. Ancak bu da olmadığı için hakim mazereti kabul etmeyerek ön incelemeyi davalı tarafın yokluğunda tamamlamak zorunda kaldı.

Peki bu durum davalı bakımından nasıl bir kayıp oluşturdu?

Ön inceleme esnasında sulh olsa idik 4667 sayılı Avukatlık Kanununda değişiklik yapılmasına dair Kanunun 81/son maddesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7.maddesi ve 21.06.1966 tarih 1966/9-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce sulh olacağı için tarife hükümleri ile belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilecekti. Oysa davalı taraf, sayın meslektaşımızın önemsemeden sunmuş olduğu bir mazeret dilekçesi nedeni ile artık kabul edilen rakam açısından tam vekalet ücreti ödemek durumunda kalacak. Yine Harçlar Kanunun gereği 1/3 ödeyeceği harçları da tam ödemek durumunda kalacak.

Melektaşlarımla ilgili daima hüsn-ü zan ederim. Şu ana kadar hakimlerin sorduğu “mazerete ilişkin ne dediğime” dair tüm sorulara, “mazeretin kabulünü talep ederim” dedim.

Hangi mesleği icra ediyorsak edelim, o mesleği severek icra etmek gerek. Ayrıca, özellikle de bizim mesleğimizde olduğu üzere vekil sıfatı ile iş yapıyorsak sorumluluğumuzun farkında olmamız gerek. En ufak hatamızın temsil ettiğimiz insanlara ne külfetler yüklediğini taktir edebilmemiz gerek. Yaptığımız işin ağırlığını idrak edenlerden olalım.

Leave a reply